Hurshida Kadirova

 (Хуршида Батыровна Кадырова) 

 

 

(Abdulla KADİRÎ eserleri örneğinde)

 Medeniyet ocağı sayılan Doğu halkları, özellikle, Türkçe konuşan halkların nutku yüzyıllar boyunca esrarengizliğiyle, çekiciliğiyle dünya dillerine bir örnek teşkil etmiştir. Güzel ifadeler bu halkların ruhu, maneviyatından söz eder. Halkın gelenek-görenek, örf adetlerini kendinde yansıtan böyle bir edebi örnekleriyse dünya okuyucularında olumlu tasavvur oluşması için tarihi belge olarak çok değerlidir.
Kısaca, Özbek dili de, diğer Türk şive ve dilleri gibi nükteli, neşeli, boyalı ve çok cazibelidir. Herhangi bir kelimeyi değişik şekilde söylemek, kinayeli ifade etmek, halkın kandan kana geçen seciyesinde kendi ifadesini yansıtır. Ancak, her dildiği olduğu gibi, Özbek dilindeki bazı incelik ve nükteleri anlamak için Özbek olmak, Özbekler gibi yeşil çay içip, espri yapmak lazım.
Böyle ifadelerden biri evfemizmdir. Böyle mecazların oluşması Özbeklerin nutkuna ait olduğu için, edebi dil kurallarının dışında konuşma birliği olarak da çeşitli şekillerde yansır. Ama onu öğrenmek, doğru telkin etmek dilcilik alanının önündeki önemli görevlerden biri olarak kalır.
Evfemiye hadisesini öğrenmek Özbek dilinde 1963-64 yıllarında başlamıştır. N.İsmatullayev’un “Şimdiki Özbek dilinde evfemizmler” adlı tezinde  ve onun aynı yıllarda yayınlanan makalelerinde işbu hadise hakkında önemli görüşler vardı.  Nimet İsmetullayev onu önceleri yasaklanan sözler – tabunun yerinde kullanıldığını,  bununla birlikte bazı dilcilerin tabuyla evfemizmi karıştırdığını, örneğin, A. Potrebnya: “Korkunç şeylerin asıl adını söylememek evfemizmdir”  diye evfemizme tabuya verilecek tarifi verdiğini söylemiştir. Bu görüş bizce de doğru. Evfemizm tabudan farklı olup, ona aşağıdaki tarifi vermek daha doğru olur: “Evfemizm (yun. eupemismos; eu-iyi, phemi-konuşurum) bir durumun, bir şeyin daha yumuşak ifadesi, kaba, ahlâksız kelime, deyim ve tabunun yerine kaba olmayan, kibar bir ifade ve deyimi kullanmak. Meselâ, gebe sözcüğünün yerine hamile sözcüğünü kullanmak.” 
Bu izlenimlerden sonra Özbek dilciliği kitaplarına evfemizm terimi de eklendi ve kısa bilgiler, notlarla öğrencilere sunuldu. 1983 yılında neşredilen “Özbek Dili Uslûpşınaslığı”
kitabında evfemizm ve kakofemizm (ya da disfemizm) hakkında daha dolaylı anlatılmıştı.  Ama gün geçtikçe konuşma tarzının çetinleşmesi, mükemmellik ve cila kazanması sonucunda Özbek dilindeki evfemizm üzerinde durulması gerekir ve 1997 yılında A. Amanturdiyev “Uslûpşınaslığın araştırma konusu olarak ta ne zaman sonucuna ulaşası gereken konu”  diye evfemizmi geniş kapsamda öğrenip “Özbek nutkunun evfemik esasları”nda inceler. Bununla birlikte bilginlerin genel dilcilikte, Türkolojide, şu cümleden, Özbek dilciliğinde evfemizmlerin öğretim tarihiyle de ilgilendi. Mesela, A. N. Samoyloviç’in Kazak, Kırgız kadınlarının kocaları ve onların kardeşlerinin adlarına ekledikleri kurt, koyun, kuzu, derya, kamış gibi sözcüklerin söylenmemesi sonucunda onların konuşmalarından aşağıdaki cümleyi yazdığını söyledi:  “Akan (derya)nın karşı tarafında yetişen (kamış)in altında üvleyen (kurt) meleyen (koyun)in yavru(kuzu)sunu yiyor.” 
Bunun dışında Özbek dilindeki evfemizmleri sınıflandırarak, bölümlere böler, mesela, evlenme, ahlâksızlık, cinsî ilişki, müracaatla bağlı evfemik vasıtalar, insanların söylenmesi ayıp olan organları ve onlarla bağlı giysi adları evfemesi, cinsi ve bedensek kusurlarla bağlı evfemik vasıtalar, yemek yemek ve doyumla ilgili evfemik vasıtalar, insanın olumsuz faaliyetiyle, bazı örf adetlere bağlı, yaşlılıkla ilgili evfemik vasıtalar bunların bazılarıdır. Hele ölümle bağlı evfemik vasıtaların Özbek dilinde 300’a yakın türünün bulunması önem arz eder.  Şimdiki Özbek konuşma dilinin elle tutulmaz ifadelerinin çok olması dikkate şâyandır. Edebî eserlerde kullanılan evfemizmler Özbek dilinin ne kadar güzelliğini, zenginliğini gösterir.
Büyük söz ustası, kendi döneminin meşhur yazarı Abdulla Kadirî’nin sosyo-politik konulu yazıları o devirlerden beri insanların ilgisini çekmesine de onun sözcük kullanma mahareti, özellikle evfemizm ve disfemizmleri kullanması sonucu dersek doğru olur. Özbek romancılığına esas olan meşhur “Ötgen kunlar” (Geçmiş Günler) ve “Mihraptan çıyan” eserleri ise Özbek halkının konuşma kültürüne örnek olacak kaynak olarak sevilerek okunulan kitaplara dönüştü. Yazarın dil konusunda çok keskin olduğuna hatta dünya edebiyatçıları da tanık olmuşlardır. Ünlü yazar Muhtar Avezov, Abdulla Kadirî hakkında “...O yirminci yılların bütün... Türkî diller edebiyatı edebî nesrinin en yetenekli şahsıdır”  demişti. A. Kadirî dilini öğrenmek, kendi araştırma işlerinde yazar eserlerinden örnekler getirmek dilciler için zevkli bir uğraş olageliyor.
Abdulla Kadirî tarafından yazılan eserler bir anlamda evfemizm ve disfemizmlerden oluşan toplam gibi göz önümüzde sergilenir. “Ötgen kunlar”  eserinin kahranamı Yusufbek Hacı’nın “neden her şeyi bilen aklın, buna gelince aksıyor” ifadesi yazarın milli medeniyetten haberdar olduğunun kanıtıdır. “Neden sen ahmaklık ediyorsun, kolay şeyleri bile anlamıyorsun...” ifadesinin yerine “aksıyor” sözcüğü cümleye o kadar gözel kalıpla yerleştirilmiş ki, konuşanın ağzından çıkan bu cümlede hiç bir kabalık yansımıyor. Belli ki, evfemizm kendiliğinden eş anlamlı sözcükler dağarcığını genişletip dili zenginleştiriyor. Sadece bir ifadeyi bile türlü şekillerde ifade etmek, tabii ki, konuşmada rahatlık sağlar. Ama “aksamak” kelimesi yazar eserlerinde tamamen farklı anlamı ifade edip, evfemik eş sesliliği de oluşturur. “İştirakiyün” gazetesi bir basılıp, bir basılmadan aksamaya başladı.” Yani, aksamak – şanssızlık anlamında.
“Evfemik eş sesliliğe ait”  problemler de Özbek dilciliğinde yeterince incelenmiş. A. Kadirî eserindeki işbu araştırma çok mantıklıdır:
manasız I (evf. eş ses. – anlamı: kocasız) – Onu bırak - dedi kızlardan yine biri, - Gülşen ablam kocasını yalnız bırakıp, biz manasızların içinde yine bir manasız olarak yatıyor; bunda da bir anlam var mı acaba?
manasız II (evf. eş ses. – anlamı:fahişe) – Neden anlam olmasın, bize benzeyen manasız çoğalır.
manasız III  (evf. eş ses. – anlamı: anlamsız, geri zekalı) – Yok olun hepiniz... Artık manasızları çoğaltmayacağım, rahat uyuyun. (“Mihraptan çayan”, s.128)
Evfemik örnekler yazar eserlerinde, hele siyasi hayata ait konularda çok kullanıldığını hissediyoruz. Tarihi devirlerle bağlı gayeler yeni yeni konuşma birliklerinin oluşmasına sebep olduğu gibi, siyasi hadise ve şahısları da ahlâkî ve medeni taraftan direkt ifade etmemek sonucunda yeni birliklerin oluşması doğaldır. Siyasi, sosyopolitik ya da edebî uslûpte ise aynen o devre göre bu vasıtalar kendi ifadesini bulur. “Seidovlar için önceleri böyle “helâl meslek”le geçinmek mümkün olabilirdi; ama artık, hele bugün, yani parlak açık günde hırsızlık?!” (“Sözlük püdretçiliği ve sahte resmilik”, s.390)
O devrin ortamı “kapalı” ifade edilen yukarı cümlede “parlak açık gün” tamlamasıyla siyası dönemi yeni konuşma birliğiyle ifdade edildiğini görüyoruz. Yani, demokrasi, aşîkârlık, adaletli bir devlette hırsızlık yapılması arip bir durum olduğunu anlatmak istiyor. A. Kadirî için kolay sayılan usûllerden biri olan “iğneli laf” evfema yapmaya esas olarak hizmet ediyor. Bu sırada bir cümlede bir sözcüğü iki kez tekrar etmemek için eş anlamlılık – hırsız sözcüğünün evfeması da veriliyor – “helal meslek”. Sonuçta “iğneli laf” ortaya çıkıyor. Yazar ise bu hadiseyi zehirli kamçının altına alıyor.
“A. Kadirî Culkunbay’ın 15-17 Haziran 1926 yılında yapılan mahkemede yaptığı konuşma”nın “Nikolay tahttan yıkıldıktan sonra acemi halk polisine istekli olarak girdim.” (s. 372) cümlesindeki “tahttan yıkıldı” tamlaması, önce “görevinden ayrıldı” tamlamasının evfeması sayılıyordu, sonradan evfemik karakterini kaybedip anlamca disfemaya yakın kavramı ifade etmeye başladı. Bu tamlama, aynı cümlede sadece yazarın konuşma maharetinin gözelliğini korumak için kullanılmıştır.
Bu yazı sırasında evfemizma ait görüşler getirilmiş, ama disfemizm üzerinde durulmamış. Disfemizm evfemizme zıt anlamlıdır. O.S. Ahmatova’nın “Slovar lingvistiçeskih terminov” (Dilcilik terimleri sözlüğü) adlı sözlüğünde disfemizme kısaca tarif verilmiştir.
“Disfemizm (kakofemizm) esp. disfemismo.Троп. состоящий в замене естественного в данном контексте обозначения, какого-л. предмета более вульгарным, фамильярным или грубым; противоп. Эвфемизм…” . Yani, “Onlar konuşanın dinleyiciye ya da herhangi bir nesneye espri, alaylı, iltifatsızca bakmasını, ilgi göstermesini ifade eder.” 
Şunu söylemek gerekiyor ki, evfemizm Özbek dilciliğinde disfemizme göre daha iyi tetkik edilmiş ve bugüne kadar disfemizm evfemizmin bir katı olarak sistemli öğrenilmemiştir. Onun çevredeki olaylara ilgisi, aynı gruba giren anlamları, dil sathındaki yerinin belirlenmediği, dil ve konuşmadaki disfemalar birbirinden ayırt edilip disfemik anlam grupları fonksional uslûbî yönden tesnif edilmemiş olması çok üzücü bir durumdur. Sadece o kitaplarında kısacık verilen tarifler çok azdır. Bunun dışında dilciler arasında da aynı mesele yüzünden halâ tartışmaların olması onun öğrenilmesi biraz geciktiğini gösteriyor. Zira, gözü toprakla dolmak, cehenneme yol almak gibi iltifatsız, espri, alaylı sözcükler ve beddualar dilimize yerleşmiş, sıradan bir ifade olarak “yerleşmiş” sözcük ve deyiler sayısı çoktur. Bilhassa, A. Kadirî eserlerinde böyle durumlar çok. Bunun dışında, önceden evfema sayılıp sonradan disfemaya dönüşen ifadeleri öğrenmek lazım.
“Sonraki yıllarda bazı sebepler yüzünden Lenin, Stalin, Brejnev, Gorbaçov adlarının yerine merkezdeki, yukarıdaki, üstteki, büyük, büyük başkan, birinci, dahî, halkların atası, Moskova’daki yücemiz, memleket rehberi, Özbek pamukçularının atası, aziz konuk, yukarı mertebeli konuk, saygılı atamız, hepimiz için saygılı gibi gibi ifadeler evfemik karakterini kaybedip anlamca disfem olarak kullanılıyor...”  Sebebi, 20.yılların siyasi sisteminden acı çeken Özbek halkının dilinden bunun gibi sözcük ve tamlamalar kinaye, istihza anlamlarında ifade ediliyor:
“sayeban-ı merhamet” (dis.-  anlamı: Hudayar Han): Çünkü “sayeban-ı merhamet” vicdanına uyacak “aptal”lardan değildir (“Mihraptan çayan”, s.57)
“huzur-u mübarek” (dis. – anlamı: Hudayar Han): Eşikçi başını eğerek arkasıyla gidip, birinci odanın eşiğine geldi ve eşikte bekleyen Enver’i “huzur-u mübarek”in yanına götürmek özere yol gösterdi. (“Mihraptan çayan”, s.74)
A.Kadirî eserlerinde şahsı anlatan evfemik vasıtalar bu işte toplanan örneklerin çoğunu oluşturduğunu gösteriyor. Onları kendi içinde birkaç gruba ayırabiliriz. Mesela: ocakbaşı (Cumhurbaşkanı), “büyük” (iktıdar kişisi), “seçim” fareleri (seçimi sahteleştiren iktıdar üyeleri) gibi ifadeler de siyasi şahıslar sayısını çoğaltan evfemik vasıtalar olarak yazar eserlerinde yansımıştır.
Şahsı anlatan evfemik ifadelerin edebî konuşma dili için norm sayılan fahişe anlamını veren evfemlerden olan zinakâr, helâl olmayan, ahlakı bozuk, “değişen” gibi ifadeleri dilimizde yaygın olup A. Kadirî eserlerinde bunun değişik tamlamalarla söylendiğini görürüz. Mecnun, Leyli, baba, barişnahan, marca, metres, oynaş, “naz sahibi” gibi vasıtalarla da kullanılmıştır.
“müştiper” (çok şefkatli, mihriban) ifadesi aslında olumlu sözcük olsa da, metin içinde fahişe anlamında gelip evfemik kinaye şeklini oluşturuyor. Onun için de tırnak içine alınıyor. “Elbette bu “müştiper”leri mutlu etmek belinde kemeri olan her bir insanın görevidir” (“Hey, yer yutkur”, s.173). onun için tırnak içine alınan evfemik vasıtalar yazar eserlerinde çok. Mesela, “suçlular” (suçsuzlar), “müşfik mihribanlar” (zenginler)... Onun böyle tarzı daha çok kinayeyle bağlı olup ters anlam ifade eder. Bu yolla mizah ortaya çıkar.
A.Kadirî eserlerinde görülen Firavn kızı ifadesi büyük önem arzeder. Burada tarihi şahıs anlatılıp, bu şahsa denkleştirilen düşüncesiz bir Rus kadını – fahişeler adı evfemik şekilde ifade edilir. “Siz de her gece görürsünüz, polisin mezarlıktan tutup çıkarttığı düzgün, yüce gönüllü, saçı taralmış, kuyruğu yolunmuş, yanakları büyük yapay efendi hazretleriyle kendini Firavn kızı zanneden güzel...leri!...”  (“Nefsi şeytan”, s.99)
Yine evfemik vasıta olarak fahişe anlamında gelen ifadeler için yardımcı sözlere de müracaat edildiğini görebiliriz. “Doğrusunu söyleyecek olursak (arada dinleyen yok, değil mi?), bu saçı uzun, aklı kısa anav manavlara (onlara bunlara) bayram yapmanın ne alemi var?” (“Hey, yer yutkur”, s.174)
Anav manav ifadesi ana ve mana (yani, o ve bu) sözlerinden alınmış olup, onlar A. Ahmedov’un söylediği gibi işaret zamirleri gibi cümlede öğe olarak kullanılmaz.  Bunula birlikte cümle öğeleri ile gramer ilişki kuramaz. Onlar o (an) ve bu (mun) zamirlerine –a yönelme hal eki eklenerek edat görevinde kullanılır. Demek ki, anav, manav (Özbek edebi dilinde o, bu) gibi lûgavî birliğe sahip olmayan soyut düşünceler de yazarın eserlerinde evfemik vasıta olarak kullanıldığını görebiliriz.
Bunun gibi şahsı anlatan evfemik vasıtaların konu grubunu daha da genişletmek mümkün. Mesela, kadın sözcüğüne ait mezlume, zaife gibi; kız kavramını anlatan acize, kerime ifadeleri gibi; sahte dindar, riyakarları anlatan “ehli sakal” anlamlı evfemik ifadeler gibi; Rus ve Avrupalılar için kullanılan “medeni milletler” kinayeli evfemik vasıtalar gibi...
İnsan organlarının evfemik tarzda ifade edilmesi lazım olan kısımları ne kadar yumuşatılmış, kibarlaştırılmış olursa olsun, o anlam bizim tasavvurumuzda ayıp, söylenmesi kolay olmayan kavram olarak kalır. Alimler tarafından evfemizm denilen, ama evfemik özelliğini kaybedip disfema dönüşen çoğu birlikler hakkındagi görüşler bahisli konulardır (Mesela, kızlık perdesi).
Bazı durumlarda A. Kadirî’nin açık ifade edilmesi ahlak kurallarına uymayan kavramları kendi anlamında kullandığını görürüz. Fikrimize göre, bunlar metin içinde disfemizm olarak ifade edilir ve konuşma kültürünü bozar. Mesela, haram kıl (cinsî organlardaki kıllar), göğüs  gibi. Ama evfem normlarına uygun, söylenemeyen kavramların daha nazik ifadesi de yok zaten. Çöpü anlatan cinas, ahlat, hilt, tezek gibi ifadeler, insanın arka tarafında yerleşen azasını anlatan art (arka) ifadesi, erkeklerin cinsî azasını anlatan kuş, göğsü anlatan meme ifadeleri bunun gibilerdir.
“Yaşlıların dediğine göre, eğer saksağan zurnacı kurbağayı kendi nikâhına alırsa, bu iki dişiden olan yavru bülbül-ü hafızı gagalayacak öyle bir karga olurmuş ki, işte şu Elbek efendinin öyle kuşudur.” (“Botka”, s.166)
A.Kadirî’nin o devir metbuatında daha çok hiciv hikayeleri olduğunu hesaba katarsak, kahramanların gülmeceyle dolu konuşmalarında, jargonlarında evfemik şekilde ifade edildiğini görebiliriz. “Ay, - dedim, ay, ay, seni züppelerine pes ettireyim, dedim.” (“Taşpolat tajang nima deydi?”, s.279) anlamı idrar yapmak olan pes etmek ifadesi bireysel evfemasırasına girip tıpla ilgili hadise, örf adetle ilgili bir şey de olabilir.
Yazar kabiliyetini kendinde yansıtan bireysel evfemalar dil sathında ayrı bir önem arzeder. Bu sadece belli süreçte kendi değerine, özelliğine sahip ifadelerdir. Mesela, hamrah (yoldaş) - (bir. evf. – anlamı: kocanın hayali) O anlarda hamrahsız uyuduğum gerçek, - dedi, - çünkü başkalardan tümüyle ümidim yok, hamrahım bana hep yeis verir, dehşetimi de arttırıyordu. (“Ötgan kunlar”, s.331)
Yine bir örnek – “kuyruksuz”. Bu evfem açık saçık, kısa giyinen insanlar için kullanılmıştır. Bu kelimenin hayvanlardaki “kuyruk”la hiç bir ilgisi yok tabii ki, ama metin içerisinde aynen kısacık giyinen insanlar için söylendiği anlaşılır. “Başlarına saç koyan, adlarını genç koyan, fehş denileni faş eden, yine adını genç koyan, kuyruksuzlarımıza selâ-â-â-m!” (“Selâmname”, s.142)
Vurgulanması lazım ki, isimle bağlı evfemalargeçmişten beri vr olup, Türkî halklarda bunun kendine özgü bir sebebi var.  Mesela, hastalıktan kurtulamayan bir çocuğun ismini değiştirmek, ailedeki çocukları ölmüşse doğan çocuğa Ölmez, Dursun gibi isimler koymak veya lâkapların isme dönüşmesi gibi durumlar da var. Bunula birlikte ahlak normları isteğine göre, eski zamanlardan beri eşi, kayın peder, kayın validesi ve diğer akrabalarının adını söylememek, kendisinin uydurdiği özel lâkap – evfemik adla müracaat etmek Orta Asya halklarında örf sayılır. Özellikle, Özbek ailelerinde kendi eşlerini ilk evlatlarının adıyla çağırmak bugüne dek saklanmıştır.
Rana I (bir. evf. – anlamı: Nigar Ayım) Mahdum tonu (Özbek erkeklerinin milli giysisi) ışığa tutup: - Yok, adras (Özbek kadınlarının milli giysisi) olmaz, Rana, - dedi tonu yerine koyup, - deminki bezi ver.
Rana II (bir. evf. – anlamı: Salih Mahdum) ranaya Nigar Ayım da katıldı: - Kimse utanmasın, Rana... Nigar Ayım kocasının arkasından koşarak çıktı: - Hey, Rana! – dedi avluda giden Mahdum’a, - ekmeklerimiz eskidi, hamur yapmaya zaman az, pazardan sıcak ekmek gönderir misiniz? (“Mihraptan çayan”, s.86)
Yazarın insanın bedensel kusurlarını anlatan evfemik ifadeleri de çok önemlidir. Mesela:
zamansız yaratılmış. (evf. – anlamı: erken doğan) “Tahminen yirmi yaşlarındaki bu çocuk sarışın, büyük ve parlak kırmızı gözlü, yüzünü kaplayan burun, alnı ne kadar dışarıya çıkmışsa, yüzü o kadar içeri giren, kısacası zamansız yaratılan bir yaratıktı.” (“Ötgan kunlar”, s.172)
bir gözü doğuda, bir gözü batıda (evf. – anlamı: şaşı, bedensel kusurlu) Dört tarafa koşturmaktan dili tutulmuş, bir gözü doğuda, bir gözü batıda; hareketli, ama bereketsiz bir kişi istiyorsanız doğrudan doğruya Osmanhan efendiyle görüşün. (“Altı yıllık bazm”, s.201)
İnsanın manevî kusurlarını anlatan evfemik ifadelerden goshor (saf), “vicdanlı” (vicdansız/tırnak içinde olduğu için ters anlam ifade eder), burnundan ziyan görmek (kibirlenmek), omzu kaşınmak (parayla ilgili kötü işler yapmak), gagasna direnç koymak (kibirli) vb.
Bununla birlikte vicdanının tadı kaçmak (evf. – anlamı: vicdansıza dönüşmek) ifadesi de uslûbî evfemdir. İnsanın olumsuz özelliğine şaka yoluyla ilgi gösterilir. Kadının bu durumunu okuyucular hükmüne bırakıyorum, kendim ise şöyle diyorum: eğer siz kitabın sözüne inanırsanız vicdanınızın biraz tadı kaçmış olacak. (“Şallakı”, s.252)
Alkollü içecekleri anlatan evfemik ifadeler A. Kadirî eserlerinde daha çok hicivli kahramanlar dilinden beyan edilip argo  olarak kullanılır. Zehir (rakı), “ab-ı surh”  (şarap), abırahmat (rakı), ihtiyar (rakı), “kızılca” (konyak), “kırk gazlı” (rakı) gibi örnekleri getirebiliriz. Argolu evfemler bazı grupların nutkunda oluşturulup sadece şu grup için ayrı bir şifre olarak kullanılan bazı ifadeler evfemik özelliğe sahip:
düzene sokmak (evf. – anlamı: öldürmek) Şimdiye kadar bir düşünürsen, on bir insanın kellesini almışım, iki rusu da düzene sokmuşum; ermeniyle farslardan ise hazreti Bahauddin olmuş.  (“Taşpolat tacang nima deydi?”, s.281)
Malûm ki, hakaret ya da beddualar kendiliğinden disfemik çzelliğe sahip olup, kötü düşünce, arzu, dinleyiciye kötü moral verir. Yazarın mahareti, kelime seçebilme sanatı şunu gösterir ki, o halk deyimlerini kendince yenileyip tesir gücünü arttırır ve halka geri verir. Yazar bu sırada halk dilinde mevcut olan “zantalak”  gibi disfemik bedduanın diğer bir seçeneğini de bulur. Yani, “singlitalak” tarzında.
1. Zantalak (disf. beddua) Fakiri böyle durumda görünce, nasıl da şaşmasın, zantalak, dinsiz! (“Kalvak mahzumning hotira daftaridan”, s.303)
2. Singlitalak (disf. beddua) Sefer bezci mamatkul’u durdurup sordu: - O kimdi, o? – O işte, molla değil, singlitalak işte... Kendiniz de verecekmişsiniz!.. (“Mihraptan çayan”, s.172)
Ama hakaret ve bedduaları Anvar Amanturdiyev hayvancıların nutku misalinde evfemik şekilde da olabileceğini söylüyor.  Mesela, “Artık yerimiz elden gitti desene, evi yansın bolşeviki, yerin dibine batsın bolşevikler!” (“Tarvuz koltuktan tuşti”, s.101) Kıyaslayalım “ölsün” – “yerin dibine batsın”. Tabii ki, ikinci seçeneğin olumsuz ifadesi “ölsün”e göre daha yumuşaktır.
yeri cennette olmak. (evf. beedua) Eğer işin kötü giderse, yerin cennette olsun! (“Moçalov”, s.115)
A.Kadirî eserlerinde implititle ifade edilen hakaret, beddualar da vardır. “Elinden kamçı, belinden bıçak, bıyığının altındaki kokulu ağzından “Kızını...ananı... dinini...atalarını...” gibi zikr-i alîler hep vurgulanıyordu” (“Moçalov”, s.114) Burada hakaret üç noktayla ifade edilmiş. Ama, N. İsmatullayev K.K.Şahcuri’nin “sözcük ya da tamlamaları, mesela, “Иди ты…” (“Git sen”) tamlamasındaki “к чёрту” (“şeytana”) kelimesini bırakıp ta evfemizm oluşturulabilir”  fikrine karşılık göstermiş, “evfemizm hadisesi belli bie kelimenin yerine ikinci bir kelime ya da tamlamanın kullanılmasıdır, bu örnekteki üç nokta yerine “к чёрту”nun ya da başka bir kelimenin kullanılması “Иди ты…” tamlamasını söyleyen insanın dışında kimseye belli olmaz, bununla birlikte üç nokta da şartlı olarak kullanılan işaret, onun hiç bir anlamı yok” diyor. İlmî izlenimlerimizin sonucu ise yukarıdaki görüşlere zır sonucu ortaya koyuyor. Çünkü, tırnak içine alınan kelime veya tamlama metin içerisinde ters anlam ifade etmesi dinleyiciye malûm olması, belli grupların kullandığı argolu evfemlerin konuşanın nutkunda dinleyici için de anlaşıldığı ve nihayet ellipsise uğrayan (üç noktayla ifade edilen) “kapalı” kavramlar da herkes için anlaşılır ifadeler olduğu kendi isbatını buldu. Çünkü, metin anlamca o kavrama yakın düşünceyi insanın gözünün önüne sergiler. Yine de ilk düşünülen fikir gerçek olup, ahlak kurallarına uymaması nedeniyle kültürce tırnak içine alınır veya üç noktayla yazılır. Bunun dışında A. Kadirî’nın bireysel evfemleri de var ki, onları sadece “söyleyen insandan başka kimseye belli değildir” diye bakarsak, yazarın yazdığı ifadeler yersiz, önemsiz olurdu.
Yukarıdaki görüşlere dayanarak özbek dili evfemizm ve disfemizmlerini, bütün çeşitlerini kapsamazsa bile, konuşmada çok kullanılanlarını sözlük tarzında öğrencilere sunmak lazım sonucuna vardık. Ta ki, söylenen ifade sadece konuşan için anlaşılır tarzda değil de, her türlü dinleyici için anlaşılır tarzda olsun. İkincisi, evfemizm ve disfemizmin mecaza dönüşmesindeki yardımcı hadiseleri, evfimik ve disfemik eş anlamlılık, evfimik ve disfemik eş seslilik, ellipsise uğrayan evfimik ve disfemik beddua, hakaretleri öğrenmek, yorumlamak gerek ki, bu haidse ayrı bir doğrultu – alan olarak yükselsin. Bunula birlikte, dilin yükselmesine, dünya dilleri arasında kendi yerini almasına yardımcı olsun. Zira, özbek dilinin geniş olanaklarından, güzelliğini yansıtan bu ifadeler milli sözlüköülüğümüzü zenginleştirmeye de hizmet eder.      

Submit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Şərh yaz


Təhlükəsizlik kodu
Yenilə