Hülya SEZGİN

 Bazı arkadaşlarım zaman zaman benimle şakalaşıyorlar; Hülya “Sezgin” değil “Gezgin” diye. Galiba haklılar. Trabzon’dan geldim, Mordoğan’a gittim… Mordoğan’dan geldim. Bu kez demirin, derinin, mermerin, hamurun, çamurun hayat bulduğu ilçe Aydın Karacasu’ya yol göründü. Her gezimde olduğu gibi elbet bunun da bir öyküsü var ve gene ucundan olmazsa olmaz sanatla ilintili…


Altı ay kadar öncesi idi. Bir gün resim komitesi başkanı olduğum Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği  başkanı  kardeşim-can dostum Dr. Ümit Yaşar Işıkhan dedi ki “Hülya Afrodisyas’ta koloni teklifi var, ne dersin?” Birden heyecanlandım. Afrodisyas Güzellik Tanrıçası Afrodit’e adanan heykelcilik okuluna asırlar önce ev sahipliği yapmış, Karacasu’da bulunan tarihi bir ören yeri. Bence en az Efes harabeleri kadar önemli ve güzel. MÖ 46-44 yıllarına kadar dayanıyormuş tarihi…
Aradan zaman geçti bu kez Karacasu Belediyesi de katılmak istedi. Karacasu Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ali Küpelioğlu, Ümit Yaşar Işıkhan ve ben toplandık. Ne yapabiliriz uzuuun uzun konuştuk. 730 yıllık Dedebağ  hayrı şenliği ile birleştirelim dedik.  Hem böylece kültürümüzü yansıtan  geleneksel bir şenliğimizi görür yabancı arkadaşlarım, hem de hazır en az beş bin ziyaretçi önünde sanatçılarımız canlı resim çalışmalarını yaparlar. Halk ressamlarla yakınlaşır,canlı canlı izlerler...
Rusya-Urallar, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türk ressam arkadaşlara davetiyemizi gönderdik. Bu arkadaşlar dallarında kendilerini kanıtlamış hepsi ayrı değerde pek çoğu ülkelerindeki Güzel Sanatlar Fakültesinde prof. Veya doçent ayarındaydılar. Organizasyon  aşamasında ince ince bütün her şeyi düşündük. Nasıl gelirler? Nasıl dönerler? Ne malzeme gerekir? Ne gibi ihtiyaçları olur? Eksiğimiz olmamalı, onlar mutlu olmalılar ki Türk konukseverliğini en iyi şekilde yansıtalım. Hem de ressam ne kadar mutlu olursa o kadar güzel eser çıkartır…
Ali bey konuşma aşamasında “Hülya hanım iki resim çıkartabilirler mi?” diye sordu. “Vallahi Ali bey bunlar gece gündüz bir dakika boş durmaz resim yaparlar. En az 4-5 resim çıkar kişi başı.” dedim.” Biraz şaşkınlıkla, biraz da şüpheyle baktı bana!.. Ama sergi günü geldiğinde toplam 74 harika eseri görünce gözlerine inanamadı!
Eşim Hikmet benden daha heyecanlı!.. Pek çok Karacasulu pideci arkadaşı var. Ben gitmeden bir hafta öncesinden araştırdı, soruşturdu. Karacasu ve Dedebağ Hayrı ile ilgili tüm bilgileri bana topladı. “Keşkek nasıl yapılııır?” “Kaç kişi geliiiir?” “Nereleri geziliiir?” Hatta yolları bile öğrenmiş de bana tarif ediyor... Yakın dostlarım bilir ben adres özürlüyüm. Yaradan o noktayı beynime yerleştirmeyi unutmuş. Benim gibi birine neden yol tarif ediyorsun ki Hikmet’ciğim? Ben çaydanlık gibi oturacağım, şoförümüz bizi götürecek. Niye yoruyorsun kendini!  
Bu konuda sağ olsun  belediye Başkanımız Mustafa Büyükyapıcı olsun, Vakıf genel başkanımız Prof. Dr. Ali Küpeli olsun ne istersek kabul ettiler. Bir ara korktum. “Ne istersek peki diyorlar!.. Allah Allah…İnşallah fiyasko ile sonuçlanmaz, bizimkilere mahcup olmam.” diye düşündüm. Bir yandan da hesap yaptım iptal olursa kimleri evimde yatırabilirim diye…
Ama  boşuna  korkmuşum. Allah için umduğumdan fazlasını yaptılar. Bizim Ruslar memleketlerinde hiç güneş görmediklerinden “Ne oluuur Huliaaa…bizi denize götüüür.” dediler. Ali beye ilettiğimde ona da “Peki” dedi. Programı bir gün çalışma, bir gün gezi diye ayarladım. Bize bir minibüs ve şoför verdiler. Biz sadece bilgi verdik. Hiçbir şeyimize karışmadılar…
Resim malzemelerimizi en iyisinden Vakıf yetkilisi Gökçe Küpelioğlu Tom ile birlikte tek tek seçerek İzmir’den aldık.  Çünkü ressam güzel, malzeme de güzel olursa eser değerli olur… Sanatı bu kadar sevmeleri ve desteklemeleri beni hayran bıraktı! Küçücük ilçede böyle Uluslararası festivaller yapmak her babayiğidin harcı değildir. Pek çok belediye “Bütçemiz yok!”  diye geri çeviriyorlar teklifleri. Karacasu’nun nüfusunun birkaç katı ilçelerde bile böyle organizasyon desteği görmedim ben! 
Bir şey daha… benim yazlığım Mordoğan’da, hâlâ arıtma veya kanalizasyon yok. Foseptik çektirmeye dünyanın parasını  ödüyoruz. Denizden gelen herkese bahçede duş aldırıyorum korkumdan. Kolay değil bir boşaltım 100.-TL. Haftada bir dolsa… ayda eder 400.-TL. kira öder gibi  para ver… Mustafa Başkan arıtma kurdurmuş. Hem de kendi işçilerini çalıştırarak talep edilenin çok altında bir fiyata… Hem ucuza yaptırmış, hem de kendi insanına istihdam yaratmış. Bravo!..
Sanatsever ve sanatla halkına yöresine hizmet etmeyi ilke edinen Mustafa başkan bir de tiyatro grubu kurdurmuş. İlk günler oyun yerine ulaşımı bile sağladığı halde 5-10 kişi ancak geliyormuş. Salonu bomboş gördükçe pek hüzünleniyormuş. Şimdi ise daha kapıdan geçerken tiyatro ekibinden “Başkanım şöyle şöyle bir oyunumuz var. Ne yapalım?”ı hemen ”Oynayın.” diye cevaplıyormuş. Akşam oyuna en az bin kişi geliyormuş artık. Çok mutlu… anlatırken  gururlanıyor, gözleri parlıyor. O anlattıkça ben de mutlu oluyorum. Beş bin kişilik bir beldede böyle idealist bir başkan…  takdir ediyorum, yürekten kutluyorum… Böyle başkanlara ihtiyacımız var…
Karacasu topraklarında  Oğuz Han’ın torunlarından başlayıp,Selçuklular, Menteşe Beyliği, Aydınoğulları beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürmüş. Adının konulması ile ilgili çeşitli rivayetler varmış. En çok bilineni ise çok hoş.  Kanuni Sultan Süleyman bir sefer dönüşü bu bölgede mola vermiş.  Kanuni’nin askerleri ile birlikte yörelerine geleceğini duyan halk hazırlıklara başlamış. Çok iyi hazırlanmışlar. Kanuni ve askerleri seferden çok aç, uykusuz ve susuz olarak gelmişler. Halk kıştan kalma kar suları ile onların susuzluğunu gidermiş. Bu karlı su askerlerin çok hoşuna gitmiş ve burayı “karlı su” olarak anmaya başlamışlar. Zamanla yörenin adı “Karacasu” olarak biçimlenmiş.
İlk gün Karacasu’nun kurtuluş kutlamaları ile başladı. Mehter takımı, sokak sanatçıları grubu, folklor ekibi , testi yapım ustalarının gösterileri yanında bir çadırda biz de şövalelerimiz kurulu o şenliği resmettik. Halk özellikle çocuklar çok ilgi gösterdiler. Bu arada Müzede benim de kişisel  bir sergi açılışım oldu.
Karacasu Dedebağ Yaylası’nda  yapılan dedebağ hayrı  tam 730 yıldır süregelen bir  etkinlikmiş. Anadolumuzun Türkleştirilmesinde ve İslamiyet'in yayılmasında görev alan Horasan erenlerinden Dedebağ'ın ruhu için tamamen imece usulü ile ve hayırseverlerin bağışı ile yapılan bir hayırmış. Gece 23.00 de görmeye gittik. Yanan ateşler üzerine 60 kazan kurmuşlar. Muhteşem bir görseldi.  1200 kg. et. 1200 kg. buğday kullanılmış.  Önce etler pişti.  Sonra içine buğday eklenip şişmesi beklendi. Sonra dövüle dövüle keşkekler yapıldı. Halk geceden gelmeye başlamış, orada yattılar. Piknik gibi… Sabah erkenden ellerinde tepsiler, tencereler insanlar kuyruğa girdiler. Ziyarete gelen on beş bin kişi dağıtılan turşu ve  köy ekmekleri ile kabını keşkek doldurup  dualar eşliğinde ailece ağaçların altına oturup keyifle yediler.
Biz yukarda bir alana şövalelerimizi kurduk. Bir yandan keşkeklerimizi yedik, bir yandan bu güzellikleri resmettik. Halk merakla izledi. Çocuklar geldi, sorular sordu… Yabancı arkadaşlar çok beğendiler. Onlar için ilginçti...
Ben de kültürümüzü arkadaşlarıma tanıtmaya aracı olduğum için mutlu oldum.

(Devam edecek…)

www.haberhurriyeti.com

Submit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Şərh yaz


Təhlükəsizlik kodu
Yenilə