Asrımızda Yeni Bir Ekonomi Modeli Mümkün mü?
 Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet ERENin II Bakı Humanitar Forumunda çıxışı
 
 İçinde yaşadığımız dünya büyük bir hızla değişiyor, dönüşüyor... Eskiye ait “doğru” kabul ettiğimiz değerlerimiz her geçen gün ve önlenemez bir hızla yerini yeni doğrulara, değerlere bırakıyor.
Değişimin hepimiz için kaçınılmaz hale geldiği bu süreçte, birçok yeni kavramla tanışıp bunların gereklerini yerine getirme imtihanlarından geçiyoruz. 
“Değişim hepimiz için, tüm devletler, tüm kurumlar için kaçınılmaz”
Bu değişimden en fazla etkilenen kavramlardan birisi de ekonomi... 
İnsanlar arasındaki ilişkileri yansıtan bir kavram olarak “ekonomi” bu değişimlere paralel süreçler yaşıyor. 
Ekonomide yaşanan değişimlere geçmeden önce kısa bir yolculuğa çıkalım; ekonominin değişimine hep birlikte gözatalım... 
Ekonomi değişimini en iyi tanımlayacak cümle “insanoğlunun hayatta kalmasını sağlayacak ilişkiler bütünü” olacaktır. 
İnsan yaşantısında önce kabileler vardı, ardından köyler oluştu. Bu dönemde insanoğlu kendisinin, aile ve yakın çevresinin ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandı. Zamanla yeni topraklar keşfedildi, devletler kuruldu. Sanayi Devrimi şehirleşmeyi başlatarak insanlar arasındaki ilişkileri bir adım öteye taşıdı. 
İşte bu süreçte ekonomi “daha fazla kar” elde etme prensibine göre işledi.... Önceleri mallar takas edilirken bir sonraki adım paranın keşfi ve kullanımı oldu. 
Yaşanan bu süreçte “neye ihtiyacım var” derken sonraki aşamada “neyi nasıl kullanabilirim” ya da “nasıl daha hızlı, daha verimli olabilirim” e gelindi.... 
Mal ve hizmetlerde, borsa ve kredilerde yaşanan dizginlenemez artışlar, spekülasyonlar ve haksız rekabet hayatımıza yeni bir kavram soktu, “kriz"
Kriz dönemini açıklayan en vurucu kelime şüphesiz “güven kaybı”.... Müşteriler bankalara güvenmiyor, bankalar kredi değerlendirme kurumlarına, ticaret adamları hükümete... Sözün özü “kimse kimseye güvenmiyor”.
2012 yılının son aylarını yaşadığımız şu günlerde bir durum analizi yaparsak, 2007 yılı yaz aylarında başlayan ekonomik krizin olumsuz etkilerinin tüm hızıyla devam ettiğini görürüz. 
Bu süreçte neler yapıldı? 
Mevcut küresel krizin üstesinden gelmek için farklı birçok yöntem denendi. Banka ve finans kuruluşlarını kurtarma operasyonları, faiz indirimleri ... şu an ilk aklıma gelenler. Bugüne kadar, bir yandan gelişime açık bir tablo sergilenirken bir yandan da krizi yenmek için durmaksızın yeni yöntemler geliştirildi. Bu yöntemlerin ortak özelliği bir dizi para politikasından ibaret oluşuydu. Alınan önlemlerin yetersiz kalışı ya da sorunu çözmek yerine piyasanın eski dengesine kavuşması aşamasını geçmemesi sebebiyle artık farklı bir ekonomi modelinin gerekliliğine olan inanç arttı.
Bütün bu gelişmelerin neticesinde özellikle son on yılda tüm dünyada kabul gören yeni bir ekonomi modeli ortaya çıktı, “Davranışsal Ekonomi”. 
İnsan ilişkilerinin doğasını ve gücünü, işbirliklerini araştırarak hangi eğilim ve temel algıların ortak değerler üzerinde etkili olduğunu göstermeye odaklanan “Davranışsal Ekonomi”, soyut piyasa etkenleri yerine gerçek insan davranışlarına odaklanıyor. Başka bir deyişle finansal kararları verme noktasında “insan davranışlarını” referans kabul ediyor. 
Birlik,
Sosyal yönde bütünleşme, 
Başkalarını düşünme ve topluma karşı sorumluluk duygusu geliştirme “Davranışsal ekonomi” nin ana değerlerini oluşturuyor.
Davranışsal ekonomi, mevcut küresel kriz ile başa çıkma noktasında yaşanan başarısız denemeler sonrasında eski sistemin yenisiyle değiştirilmesi gerektiğine olan inancın artmasıyla ortaya çıktı. 
Kriz aslında bizlerin dünyaya yaklaşımımızı ifade ediyor. Yani aramızdaki ilişkilerin dengesizliğini, doğayla yaşadığımız uyumsuzluğu....
Yeni ekonomik model neyi benimsiyor? Mevcut problemin çözümü için önerisi nedir?
Ekonomi ve finansal faaliyetler aslında insanla arasındaki ilişkilerin birer yansıması... Bizler, aramızdaki ilişkilerin ekonomiye etkilerini kavrar, bu alanda da birbirimize bağımlı olduğumuzu kabul edersek  istikrarlı ve krizden uzak bir ekonomi modeli çizmiş oluruz. 
Bu alanda atılacak ilk adım şüphesiz “güven tazelemek” olacaktır. İnsanların birbirine ne kadar bağlı olduklarını anlatarak, gerçek anlamda bu duyguyu hissetmelerini sağlamak krizin en büyük nedeni olan “güvensizlik” ortamının yok edilmesinde önemli bir rol oynayacaktır. 
Konuşmamın başındaki soruma dönersek;
Asrımızda Yeni Bir Ekonomi Modeli Mümkün mü?
Küresel ve herkesi düşünen, insanların birbirine karşı sorumluluk beslediği, dengeli tüketimin baz alınacağı olası yeni bir çevre, eğitim ve bilgi paylaşımıyla evet!
 
 
 
Submit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Şərh yaz


Təhlükəsizlik kodu
Yenilə